library(WDI)
library(tidyverse)
library(ggplot2)
df <- WDI(country = "WLD",
indicator = c ( "NY.GDP.MKTP.KD.ZG", "NE.GDI.TOTL.KD.ZG", "FP.CPI.TOTL.ZG", "NE.TRD.GNFS.ZS", "SL.UEM.TOTL.NE.ZS", "BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS", "GB.XPD.RSDV.GD.ZS" ))
Bu çalışmanın amacı, ekonomik büyümeyi belirleyen temel makroekonomik faktörleri ampirik olarak incelemektir. Çalışmada, Dünya Bankası’nın WDI veri tabanı kullanılarak, 1965-2025 yıllarını kapsayan dünya genelindeki veriler analiz edilecektir. Ekonomik büyüme, yatırımlar, enflasyon, dış ticaret açıklığı, serbest sermaye hareketliliği, işsizlik ve teknoloji değişkenleri ile ilişkilendirilmiştir.
Ekonomik büyüme literatüründe, üretim kapasitesinin genişlemesi ve kişi başına reel gelirin artışı temel alınmakta; büyümenin ise uzun dönemli bir süreç olduğu vurgulanmaktadır. Bu çalışmada çoklu regresyon yöntemi ile ekonomik büyümenin temel belirleyicileri analiz edilmiştir. Modelde bağımlı değişken olarak reel GSYH büyüme oranı kullanılırken, bağımsız değişkenler ilgili literatür ışığında seçilmiştir.
Elde edilecek sonuçların, yatırım ve teknoloji göstergelerinin ekonomik büyüme üzerinde olumlu etkilerini ortaya koyması; enflasyon ve işsizliğin ise büyümeyi kısıtlayıcı yönlerini göstermesi beklenmektedir. Ayrıca dış ticaret açıklığının, ülkelerin dışa entegrasyonu ve verimlilik artışları aracılığıyla büyüme sürecini destekleyebileceği düşünülmektedir.
Ekonomik büyüme; yatırım; enflasyon; dışa açıklık; işsizlik; teknoloji
Ekonomik büyüme, bir ekonomide üretim kapasitesinin ve kişi başına gelirin uzun dönemde artması olarak tanımlanmaktadır. Büyüme, yalnızca üretim hacmindeki artışı değil, aynı zamanda üretim faktörlerinin verimliliğinde meydana gelen iyileşmeleri de kapsamaktadır. Literatürde ekonomik büyüme, üretim olanakları eğrisinin sağa kayması ve potansiyel çıktının artmasıyla ilişkilendirilmektedir.¹
Büyümenin temel amacı, toplumun refah düzeyini yükseltmek, istihdam olanaklarını genişletmek ve sürdürülebilir kalkınmayı desteklemektir. Bununla birlikte ekonomik büyümenin dinamikleri ülkeden ülkeye farklılaşmakta; yatırım, teknoloji, dış ticaret, fiyat istikrarı ve işgücü piyasasındaki gelişmeler gibi faktörlere duyarlı hale gelmektedir.
Bu çalışmada ekonomik büyümenin belirleyicileri ampirik bir yaklaşımla ele alınmakta; özellikle yatırımlar, enflasyon, dış ticaret açıklığı, sermaye hareketliliği, işsizlik ve teknolojinin büyüme üzerindeki etkileri tartışılmaktadır.
| Değişken | Kod | Açıklama | Tür |
|---|---|---|---|
| Ekonomik büyüme | NY.GDP.MKTP.KD.ZG | Reel GSYH büyüme oranı (%) | Bağımlı |
| Dış ticaret açıklığı | NE.TRD.GNFS.ZS | (İhracat + İthalat) / GSYH — dış ticaret açıklığı oranı | Bağımsız |
| Enflasyon | FP.CPI.TOTL.ZG | TÜFE yıllık artış oranı (%) | Bağımsız |
| İşsizlik | SL.UEM.TOTL.NE.ZS | Toplam işsizlik oranı (%) | Bağımsız |
| Serbest sermaye hareketliliği | BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS | Doğrudan yabancı sermaye girişlerinin GSYH’ye oranı (%) | Bağımsız |
| Ar-Ge | GB.XPD.RSDV.GD.ZS | Ar-Ge harcamalarının GSYH’ye oranı (%) | Bağımsız |
| Yatırım | NE.GDI.TOTL.KD.ZG | Yurtiçi toplam yatırımların reel büyüme oranı (%) | Bağımsız |
1.Barro (1990’lar) – Büyüme Belirleyicileri
Robert J. Barro (1996/1997), yaklaşık 100 ülke için ekonomik büyümenin belirleyicilerini inceleyen kapsamlı bir araştırma yapmıştır. Çalışmada eğitim, yaşam süresi, enflasyon, hukukun üstünlüğü gibi pek çok faktörün büyümeye etkisi analiz edilmiş ve enflasyonun negatif, beşeri sermaye ve yatırımın pozitif etkileri olduğu gözlemlenmiştir. Bu eser, büyüme literatüründe yaygın olarak referans verilen klasik çalışmalardan biridir.
2.Mankiw–Romer–Weil (1992) – Augmented Solow Model
N. Gregory Mankiw, David Romer ve David Weil tarafından geliştirilen “Augmented Solow” modeli, klasik Solow modelini insan sermayesiyle zenginleştirir ve sermaye birikimi ile beşeri sermayenin büyümeye güçlü katkılarını ortaya koyar. Bu çalışma, eğitim, yatırım ve teknoloji gibi unsurların büyümedeki etkisini ampirik verilerle test eden önemli bir çalışmadır.
3.Sachs & Warner (1997) – Dışa Açıklık ve Büyüme
Jeffrey Sachs ve Andrew Warner, 1960-1990 döneminde 100’den fazla ülkeyi kapsayan analizde ticari dışa açıklığın ekonomik büyümeye pozitif etkisini bulmuşlardır. Dışa açıklığın ülkelerarası farklı büyüme performanslarında belirleyici olduğunu göstermeleri, dış ticaretin büyüme üzerindeki rolünü vurgulayan en etkili çalışmalardan biridir.
4.Yanikkaya (2003) – Trade Openness ve Büyüme
Yanikkaya’nın çalışması, 56 ülke üzerinde ticaret açıklığı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi panel veri yöntemiyle incelemiş ve pozitif ilişki bulmuştur.
5.Tokmak & Sönmez (2021) — 152 ülke için büyüme belirleyicileri ve gelir gruplarına göre sonuçlar bulunmuştur.
6.Güvenoğlu & Bayır (2020) — 55 ülke panelinde ekonomik büyüme, yatırımlar ve enflasyon gibi değişkenlerin ilişkileri incelenmiştir.
7.Kapçak & Özdemir (2023) — Gelişmekte olan ülkelerde dış ticaret, enflasyon ve işsizlik ekonomiye etkileri üzerine panel analizler sunmuştur.
Ekonomik büyüme, bir ekonomide üretim kapasitesinin ve kişi başına gelirin uzun dönemde artması olarak tanımlanmaktadır. Büyüme, yalnızca üretim hacmindeki artışı değil, aynı zamanda üretim faktörlerinin verimliliğinde meydana gelen iyileşmeleri de kapsamaktadır. Literatürde ekonomik büyüme, üretim olanakları eğrisinin sağa kayması ve potansiyel çıktının artmasıyla ilişkilendirilmektedir.¹
ggplot(df,aes(year, NY.GDP.MKTP.KD.ZG)) +
geom_line(color = "#3F67B9") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme(%)") +
theme(panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6",colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank())
Açıklama: Bu grafik, ilgili dönemde reel GSYH büyüme oranının yıllar içindeki seyrini göstermektedir. Grafikten, ekonomik büyümenin zaman zaman dalgalandığı, bazı dönemlerde yüksek büyüme oranları görülürken bazı dönemlerde yavaşlama ve daralma eğilimlerinin ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Bu dalgalanmalar; küresel ekonomik koşullar, iç talep, yatırım ve makroekonomik politikalar gibi faktörlerle ilişkilendirilebilir.
Yurtiçi toplam yatırım (GDI), bir ekonomide makine–teçhizat, altyapı, binalar ve üretim kapasitesini artırmaya yönelik harcamaları ifade eder. Yatırım, klasik ve modern büyüme teorilerinde ekonomik büyümenin temel belirleyicilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Çünkü yatırımlar, hem fiziksel sermaye stokunu artırır hem de üretkenliği yükselterek gelecekteki çıktı düzeyini büyütür.
Yatırım artışı, kısa dönemde toplam talebi canlandırır; uzun dönemde ise üretim kapasitesini genişleterek sürdürülebilir büyüme yaratır. Ayrıca yatırım kararları, teknolojik yeniliklerin ekonomiye aktarılması, yeni üretim yöntemlerinin kullanılması ve işgücü verimliliğinin artması açısından da kritik öneme sahiptir. Bu nedenle literatürde yatırım ile ekonomik büyüme arasında genellikle pozitif yönlü bir ilişki beklenmektedir.
Bununla birlikte, yatırımın her koşulda büyümeyi artırdığı söylenemez. Verimsiz projelere yönlendirilen kamu yatırımları, finansman yapısı zayıf özel sektör yatırımları veya siyasi belirsizlik ortamında yapılan yatırımlar beklenen verimliliği sağlayamayabilir. Ayrıca aşırı borçlanmaya dayalı yatırımlar makroekonomik istikrarsızlık yaratabilir. Dolayısıyla yatırım–büyüme ilişkisinin gücü; sermayenin nereye, nasıl ve hangi kurumsal çerçevede yönlendirildiğine bağlıdır.
ggplot(df, aes(x = year)) +
geom_line(aes(y = NY.GDP.MKTP.KD.ZG), color = "#3F67B9") +
geom_line(aes(y = NE.GDI.TOTL.KD.ZG), color = "#EF196F") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme ve Yatırım (%)") +
theme(
panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6", colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank()
)
Açıklama: Bu grafik, yurtiçi toplam yatırımların (GDI) reel büyüme oranı ile ekonomik büyüme arasındaki birlikte hareketi göstermektedir. Grafikten, yatırımlardaki artış dönemlerinde büyüme oranlarının çoğu zaman yükseldiği; yatırımın zayıfladığı dönemlerde ise büyümenin yavaşlama eğilimine girdiği görülmektedir. Bu sonuç, yatırımların üretim kapasitesini artırarak ekonomik büyümeyi destekleyen temel bir unsur olduğunu düşündürmektedir. Ancak yatırımın büyüme üzerindeki etkisi; yatırımların verimliliği, finansman yapısı ve makroekonomik istikrar koşullarına bağlı olarak farklılaşabilmektedir.
Enflasyon, fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve kalıcı bir artış eğilimi göstermesi olarak tanımlanır. Bu nedenle fiyatlar genel seviyesindeki tek seferlik artışlar enflasyon olarak kabul edilmez. Enflasyon, ekonomik karar alma süreçlerini zorlaştırdığı için makroekonomik istikrar ile yakından ilişkilidir.
Ekonomik istikrar ile ekonomik büyüme arasında zaman zaman bir çatışma ortaya çıkabilmektedir. Ekonomik büyüme, kaynakların yeniden tahsisini gerektirdiğinden ekonomide belirli ölçüde dalgalanmaya yol açabilir. Ancak yine de ekonomik büyümenin sağlıklı bir biçimde gerçekleşebilmesi için istikrarlı bir makroekonomik ortamın varlığı zorunludur. Bu nedenle önemli olan, büyümeyi tamamen engellemek değil; büyümeyi desteklerken büyük dengesizliklere yol açmayacak bir istikrar düzeyinin sağlanmasıdır.
Diğer bir ifadeyle, ekonomide ciddi istikrarsızlıklara neden olmadan sürdürülebilir bir büyüme hızının belirlenmesi gerekmektedir. Enflasyonist dönemlerde uygulanan daraltıcı maliye politikaları kapsamında vergi oranlarının artırılması, ekonomik faaliyet düzeyini azaltabilir ve bu durum ekonomik büyümenin yavaşlamasına yol açabilir.
ggplot(df, aes(x = year)) +
geom_line(aes(y = NY.GDP.MKTP.KD.ZG), color = "#3F67B9") +
geom_line(aes(y = FP.CPI.TOTL.ZG), color = "#EF196F") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme ve Enflasyon (%)") +
theme(panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6",colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank())
Açıklama: Bu grafik, enflasyon oranı ile ekonomik büyümenin birlikte nasıl hareket ettiğini göstermektedir. Bazı dönemlerde yüksek enflasyonun büyümeyle aynı yönde hareket etmediği, hatta büyümenin yavaşladığı görülmektedir. Bu sonuç, yüksek ve oynak enflasyonun belirsizliği artırarak yatırım ve tüketim kararlarını olumsuz etkilediğini; dolayısıyla sürdürülebilir büyüme için fiyat istikrarının önemli olduğunu göstermektedir.
Dış ticaret, ülkelerin dünya ekonomisiyle mal ve hizmet alışverişi yoluyla bütünleşmesini ifade eder. Teorik olarak dış ticaretin ekonomik büyüme üzerindeki etkisi birkaç kanaldan ortaya çıkar. Öncelikle dışa açılma, ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüklerine uygun üretim yapmalarına imkân tanır. Kaynaklar daha verimli alanlara yöneldiği için toplam üretim ve refah artar. İkinci olarak, dış ticaret yeni teknolojilere, ara mallarına ve bilgiyi içeren girdilere erişimi kolaylaştırır. Bu durum verimlilik artışı yoluyla uzun dönemli büyümeyi destekler. Üçüncü olarak, uluslararası rekabet firmaları daha verimli üretmeye, maliyetleri azaltmaya ve yenilik yapmaya zorlar.
Bununla birlikte dış ticaretin her zaman otomatik olarak büyüme yarattığı söylenemez. Üretim yapısı yeterince çeşitli değilse veya ekonomi büyük ölçüde ithalata bağımlıysa, dış şoklar finansal kırılganlıkları artırabilir. Ayrıca, dışa açıklığın faydalarının ortaya çıkabilmesi için makroekonomik istikrarın sağlanması, kurumsal yapının güçlü olması ve eğitim/teknoloji altyapısının geliştirilmesi önemlidir. Aksi halde ticaret, bazı sektörleri zayıflatırken gelir dağılımında dengesizlikler yaratabilir.
Ampirik çalışmaların önemli bir kısmı, özellikle orta ve uzun vadede dış ticaret açıklığı ile ekonomik büyüme arasında pozitif bir ilişki olduğunu göstermektedir. Ticaret hacminin artması; sermaye birikimi, teknoloji transferi ve verimlilik kanalları üzerinden büyümeyi desteklemektedir. Bu nedenle dış ticarete yönelik politikalar tasarlanırken yalnızca ihracat ve ithalat hacminin artırılması değil, aynı zamanda üretim yapısının çeşitlendirilmesi, katma değeri yüksek sektörlerin desteklenmesi ve rekabet gücünün artırılması hedeflenmelidir.
ggplot(df, aes(x = year)) +
geom_line(aes(y = NY.GDP.MKTP.KD.ZG), color = "#3F67B9") +
geom_line(aes(y = NE.TRD.GNFS.ZS), color = "#EF196F") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme ve Dış Ticaret (%)") +
theme(panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6",colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank())
Açıklama: Bu grafikte ekonomik büyüme ile ticari açıklık oranı birlikte gösterilmektedir. Ticari açıklığın zaman içinde genel olarak artma eğiliminde olduğu, ancak büyüme oranıyla birebir paralel hareket etmediği görülmektedir. Bu durum, dış ticaretin büyüme için önemli bir kanal olduğunu fakat tek başına yeterli olmadığını; makroekonomik istikrar, yatırım ortamı ve üretim yapısı gibi unsurların da belirleyici rol oynadığını düşündürmektedir.
İşsizlik, çalışmak istediği ve çalışmaya hazır olduğu hâlde iş bulamayan bireylerin varlığı olarak tanımlanır. İşgücünün tam olarak kullanılamaması, üretim kapasitesinin altında bir düzeyde çalışılması anlamına gelir. Dolayısıyla yüksek işsizlik oranları, toplam üretimi azaltarak ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etki yaratır.
Bununla birlikte işsizlik oranının aşırı düşük seviyelerde gerçekleşmesi de her zaman sağlıklı bir ekonomik yapı anlamına gelmeyebilir. Çok düşük işsizlik, ücretler üzerinde baskı oluşturarak enflasyonist süreçleri tetikleyebilir ve toplam talep dengesini bozabilir. Bu nedenle işsizlik ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin yönü ve gücü, ekonominin içinde bulunduğu koşullara göre farklılaşabilmektedir.
Ekonomik genişleme dönemlerinde istihdam artar ve işsizlik oranı düşer; durgunluk dönemlerinde ise büyüme hızının yavaşlamasıyla işsizlik yükselir. Dikkat çeken nokta, yüksek büyüme oranlarının yaşandığı dönemlerde bile işsizliğin tamamen ortadan kalkmamasıdır. Başka bir ifadeyle, ekonomilerde her zaman belirli bir düzeyde “doğal işsizlik” bulunmaktadır. Bu durum, işgücü piyasasındaki yapısal uyumsuzluklar, teknolojik değişim ve işgücü hareketliliğinden kaynaklanmaktadır.
Bu çerçevede işsizlik, hem bireyler hem de toplum açısından önemli sosyal ve ekonomik maliyetler doğurmakta; gelir dağılımını, yoksulluk oranlarını ve ekonomik beklentileri doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle istihdamı artırıcı politikalar, sürdürülebilir ekonomik büyümenin temel unsurlarından biri olarak görülmektedir.
ggplot(df, aes(x = year)) +
geom_line(aes(y = NY.GDP.MKTP.KD.ZG), color = "#3F67B9") +
geom_line(aes(y = SL.UEM.TOTL.NE.ZS), color = "#EF196F") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme ve İşsizlik (%)") +
theme(panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6",colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank())
Açıklama: Bu grafik, toplam işsizlik oranı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Grafik incelendiğinde, işsizlik oranının yükseldiği dönemlerde büyüme performansının zayıfladığı; büyümenin hızlandığı dönemlerde ise işsizlik oranının azalma eğiliminde olduğu görülmektedir. Bu durum, işsizliğin ekonomik aktiviteyi sınırlayan ve toplam talebi zayıflatan önemli bir makroekonomik sorun olduğunu ortaya koymaktadır. Sürdürülebilir büyüme için istihdamı artırıcı politikaların kritik öneme sahip olduğu söylenebilir.
Küreselleşmeyle birlikte sermayenin ülkeler arasında serbestçe hareket edebilmesi giderek önem kazanmıştır. İletişim ve ulaşım teknolojilerindeki gelişmeler, sınır ötesi yatırımların hızlanmasına ve ülkeler arasında ekonomik entegrasyonun artmasına katkı sağlamıştır. Bu süreçte doğrudan yabancı yatırımlar (FDI), özellikle gelişmekte olan ülkeler için önemli bir finansman ve büyüme kaynağı haline gelmiştir.
FDI, yabancı yatırımcıların bir ülkede yeni üretim tesisleri kurması veya mevcut işletmeleri satın alarak uzun vadeli yatırım yapmasıdır. Bu tür yatırımlar, yalnızca sermaye girişini artırmakla kalmaz; aynı zamanda teknoloji transferi, yönetim bilgisi, dış pazar bağlantıları ve rekabet gücü artışı gibi önemli kazanımlar sağlar. Bu nedenle teorik olarak FDI’nin ekonomik büyümeyi destekleyici bir rol oynaması beklenmektedir.
Bununla birlikte FDI’nin etkisi her zaman otomatik ve aynı yönde olmayabilir. Yatırımların daha çok düşük katma değerli sektörlerde yoğunlaşması, yerli firmaların rekabet gücünü zayıflatması veya kar transferlerinin yüksek olması durumunda büyüme üzerindeki etkiler sınırlı kalabilir. Ayrıca, kurumsal yapıların zayıf olduğu, makroekonomik istikrarsızlığın yüksek olduğu ekonomilerde sermaye girişleri kalıcı olmayabilir.
Bu nedenle FDI’nin büyüme üzerindeki etkisi; yatırımın niteliğine, ülkenin kurumsal kapasitesine, beşeri sermaye düzeyine ve uygulanan ekonomik politikalara bağlı olarak değişmektedir. Uyumlu bir politika çerçevesi içerisinde değerlendirildiğinde ise doğrudan yabancı yatırımlar, üretim kapasitesini artırarak ekonomik büyümeye önemli katkılar sağlayabilmektedi
ggplot(df, aes(x = year)) +
geom_line(aes(y = NY.GDP.MKTP.KD.ZG), color = "#3F67B9") +
geom_line(aes(y = BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS), color = "#EF196F") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme ve Sermaye Hareketliliği (%)") +
theme(panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6",colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank())
Açıklama: Bu grafik, doğrudan yabancı yatırımların (FDI) GSYH’ye oranı ile ekonomik büyüme arasındaki birlikte hareketi göstermektedir. Dönem boyunca FDI girişlerinin bazı yıllarda belirgin şekilde arttığı, ancak büyüme oranının her zaman aynı yönde tepki vermediği görülmektedir. Bu durum, FDI’nin büyümeyi destekleyici bir potansiyel taşımasına rağmen etkisinin yatırımın niteliğine, teknoloji transferine, kurumsal yapıya ve makroekonomik istikrara bağlı olarak değişebileceğini göstermektedir. Uygun politika ortamında FDI; sermaye birikimi, verimlilik ve dış pazar bağlantıları yoluyla büyümeyi güçlendirebilir.
Araştırma ve Geliştirme (Ar-Ge), bilimsel ve teknik bilginin yeni ürünler, üretim süreçleri ve teknolojik yenilikler ortaya çıkarmak amacıyla kullanılması olarak tanımlanır. Ar-Ge faaliyetleri, temel araştırma ve uygulamalı araştırma olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Temel araştırma daha çok bilginin geliştirilmesini hedeflerken, uygulamalı araştırma belirli ekonomik ve ticari amaçlara yönelik yenilik üretmeyi amaçlar.
Ar-Ge harcamalarının artması, üretimde kullanılan teknolojinin yenilenmesini, verimliliğin yükselmesini ve firmaların rekabet gücünün artmasını sağlar. Yeni ürün ve süreçlerin ekonomiye kazandırılması, hem üretim kapasitesini genişletir hem de uzun dönemde ekonomik büyümenin hızlanmasına katkıda bulunur. Bu nedenle modern büyüme teorilerinde teknoloji ve Ar-Ge, büyümenin temel kaynaklarından biri olarak kabul edilmektedir.
Bununla birlikte Ar-Ge yatırımlarının etkisi kısa vadede hemen ortaya çıkmayabilir. Ar-Ge faaliyetleri risklidir, maliyetlidir ve sonuçları genellikle orta ve uzun vadede görülür. Ayrıca kurumsal yapı, eğitim düzeyi ve finansman imkânları yeterli değilse Ar-Ge harcamalarının büyüme üzerindeki etkisi sınırlı kalabilir. Bu nedenle Ar-Ge’nin ekonomik büyümeye katkısı, ülkelerin teknoloji politikaları ve yenilik ekosisteminin gücüyle yakından ilişkilidir.
Sonuç olarak, Ar-Ge harcamalarının üretkenliği ve yenilik kapasitesini artırarak ekonomik büyümeyi desteklediği söylenebilir. Bu nedenle teknolojiye dayalı üretim yapısının güçlendirilmesi, insan sermayesinin geliştirilmesi ve Ar-Ge faaliyetlerinin teşvik edilmesi, sürdürülebilir büyüme açısından büyük önem taşımaktadır.
ggplot(df, aes(x = year)) +
geom_line(aes(y = NY.GDP.MKTP.KD.ZG), color = "#3F67B9") +
geom_line(aes(y = GB.XPD.RSDV.GD.ZS), color = "#EF196F") +
labs(x = "Yıllar", y = "Ekonomik Büyüme ve Teknoloji (%)") +
theme(panel.background = element_rect(fill = "#E2E8F6",colour = NA),
panel.grid.major = element_blank(),
panel.grid.minor = element_blank())
Açıklama: Grafik, Ar-Ge harcamalarının GSYH içindeki payı ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Ar-Ge harcamalarının zaman içinde sınırlı da olsa artış eğiliminde olduğu, büyüme oranlarının ise daha dalgalı bir seyir izlediği görülmektedir. Kısa dönemde güçlü bir ilişki gözlenmese de Ar-Ge’nin etkisinin genellikle orta ve uzun vadede ortaya çıktığı, yenilikçilik ve verimlilik artışı yoluyla büyümeyi desteklediği söylenebilir.
Ekonomik büyümeyi açıklamada, önce basit regresyon modeli kullanılarak yatırım ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki incelenecektir. Daha sonra, çoklu regresyon modeli ile diğer değişkenler modele dahil edilerek, ekonomik büyümeye etkileri birlikte değerlendirilerek anlamlı sonuçlar elde edilmeye çalışılacaktır.
\[ \text{Ekonomik Büyüme} = \beta_0 + \beta_1 Yatırım + u_t \]
model1 <- lm(NY.GDP.MKTP.KD.ZG ~ NE.GDI.TOTL.KD.ZG,data = df)
summary(model1)
##
## Call:
## lm(formula = NY.GDP.MKTP.KD.ZG ~ NE.GDI.TOTL.KD.ZG, data = df)
##
## Residuals:
## Min 1Q Median 3Q Max
## -4.2061 -0.3379 -0.0843 0.7847 2.4023
##
## Coefficients:
## Estimate Std. Error t value Pr(>|t|)
## (Intercept) 2.13986 0.29404 7.277 7.92e-08 ***
## NE.GDI.TOTL.KD.ZG 0.26722 0.05253 5.087 2.41e-05 ***
## ---
## Signif. codes: 0 '***' 0.001 '**' 0.01 '*' 0.05 '.' 0.1 ' ' 1
##
## Residual standard error: 1.245 on 27 degrees of freedom
## (36 пропущенных наблюдений удалены)
## Multiple R-squared: 0.4894, Adjusted R-squared: 0.4705
## F-statistic: 25.88 on 1 and 27 DF, p-value: 2.409e-05
| Değişken | Katsayı | Std.Error | Yorum |
|---|---|---|---|
| Sabit | 2.140 | 0.294 | Yatırım olmasa bile büyüme ≈ %2.1 |
| Yatırım | 0.267 | 0.052 | Yatırım %1 artarsa büyüme ≈ 0.27 puan artıyor |
Yatırım değişkeni ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kurulan basit regresyon modeli anlamlı sonuçlar vermiştir. Elde edilen bulgulara göre yatırım oranındaki artış ekonomik büyümeyi pozitif yönde etkilemektedir. Katsayı 0.267 olarak tahmin edilmiştir ve istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuç, yatırım oranının %1 artması durumunda ekonomik büyümenin yaklaşık 0.27 puan yükseldiğini göstermektedir.Bu bulgular yatırımın ekonomik büyümenin önemli bir belirleyicisi olduğunu desteklemekte ve literatürdeki çalışmalarla uyumlu sonuçlar ortaya koymaktadır.
\[ \text{Ekonomik Büyüme} = \beta_0 + \beta_1 Ticaret + \beta_2 Enflasyon + \beta_3 İşsizlik + \beta_4 SerbestSermayeHareketliligi + \beta_5 ArGe + \beta_6 Yatirim + u_t \]
model2 <- lm(NY.GDP.MKTP.KD.ZG ~ NE.TRD.GNFS.ZS + FP.CPI.TOTL.ZG + SL.UEM.TOTL.NE.ZS + BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS + GB.XPD.RSDV.GD.ZS + NE.GDI.TOTL.KD.ZG, data = df)
summary(model2)
##
## Call:
## lm(formula = NY.GDP.MKTP.KD.ZG ~ NE.TRD.GNFS.ZS + FP.CPI.TOTL.ZG +
## SL.UEM.TOTL.NE.ZS + BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS + GB.XPD.RSDV.GD.ZS +
## NE.GDI.TOTL.KD.ZG, data = df)
##
## Residuals:
## Min 1Q Median 3Q Max
## -3.2326 -0.1963 0.0803 0.3600 2.1648
##
## Coefficients:
## Estimate Std. Error t value Pr(>|t|)
## (Intercept) 10.48946 10.60022 0.990 0.3419
## NE.TRD.GNFS.ZS -0.13768 0.09709 -1.418 0.1816
## FP.CPI.TOTL.ZG 0.27350 0.37670 0.726 0.4817
## SL.UEM.TOTL.NE.ZS -0.52359 1.44915 -0.361 0.7242
## BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS -0.05347 0.42648 -0.125 0.9023
## GB.XPD.RSDV.GD.ZS 0.50729 2.78837 0.182 0.8587
## NE.GDI.TOTL.KD.ZG 0.38496 0.13160 2.925 0.0127 *
## ---
## Signif. codes: 0 '***' 0.001 '**' 0.01 '*' 0.05 '.' 0.1 ' ' 1
##
## Residual standard error: 1.414 on 12 degrees of freedom
## (46 пропущенных наблюдений удалены)
## Multiple R-squared: 0.6898, Adjusted R-squared: 0.5347
## F-statistic: 4.448 on 6 and 12 DF, p-value: 0.01348
| Değişken | Katsayı | Std.Error | p-değeri |
|---|---|---|---|
| Sabit | 10.489 | 10.600 | 0.342 |
| Ticaret (NE.TRD.GNFS.ZS) | -0.138 | 0.097 | 0.182 |
| Enflasyon (FP.CPI.TOTL.ZG) | 0.274 | 0.377 | 0.482 |
| İşsizlik (SL.UEM.TOTL.NE.ZS) | -0.524 | 1.449 | 0.724 |
| Serbest sermaye hareketliliği (BX.KLT.DINV.WD.GD.ZS) | -0.053 | 0.426 | 0.902 |
| Ar-Ge (GB.XPD.RSDV.GD.ZS) | 0.507 | 2.788 | 0.859 |
| Yatırım (NE.GDI.TOTL.KD.ZG) | 0.385 | 0.132 | 0.013 |
Model sonuçlarına göre yalnızca yatırım oranının ekonomik büyüme üzerinde pozitif ve istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi bulunmaktadır. Diğer değişkenlerin katsayıları beklenen yönde olsa bile, p-değerleri 0.05’in üzerinde olduğu için istatistiksel olarak anlamlı değildir. Bu durum, modelde yer almayan önemli değişkenler, veri kısıtları ve olası ölçüm hataları gibi nedenlerden kaynaklanabilir. Dolayısıyla sonuçlar, dikkatli ve sınırlı biçimde yorumlanmalıdır.
Yorum:Kurduğumuz regresyon modeli bir açıdan ekonomik büyümeyi etkileyen değişkenler hakkında fikir verse de, gerçek hayatta bu değişkenler sınırlı ve yetersizdir. Çünkü modele dâhil etmediğimiz; beşerî sermaye (eğitim), toplumların kendine özgü kültürel özellikleri, ülkelerin coğrafi koşulları ve benzeri birçok önemli değişken bulunmaktadır. Bu nedenle kurduğumuz ekonometrik model yalnızca modele aldığımız değişkenler çerçevesinde anlamlı sonuçlar üretebilir; ancak bu değişkenler ile ekonomik büyüme arasında doğrudan bir nedensellik olduğunu göstermez. Dolayısıyla modelimiz, gerçek dünya ekonomik koşullarını tam olarak yansıtmakta yetersizdir.